Yeni kuşaklar, Dostoyevski ve Beyaz Geceler
Varmak değil gitmek güzel, menzil değil yol güzel
Yeni kuşaklar, Dostoyevski ve Beyaz Geceler

Hercule-Savinien de Cyrano de Bergerac (6 Mart, 1619 – 28 Temmuz, 1655)
Fransız oyun yazarı ve düellocu.
Aynı zamanda yetenekli bir asker ve şair olan Bergerac'ın askerliği babadan gelmektedir, zira babası Solomon Bergerac orduda albaydı. Bir "libertin"dir yani kiliseyle kralın sanat üzerinde uyguladıkları mutlak monarşiyi (akademiler) reddeder. Hatta bu yüzden kralın casusları tarafından düzenlenen bir suikasta kurban gitmiştir.



Aşık Daimi 1932 yılında İstanbul'da doğdu, aslen Erzincan'ın Tercan ilçesindendir. Ali Babaoğullarından Baba Daimi, Birinci Dünya savaşı sıralarında İstanbul'a göç etmiştir. Aşık Dami'nin iki dedesi de saz şairiydi o nedenle saz çalmayı ve söylemeyi kolayca öğrendi. Bir süre sonra da kendi deyişlerini okumuştur. İstanbul'dan ayrılarak bir süre baba diyarında kalan aşık 1950 yılında evlendi iki kızı ile iki oğlu dünyaya geldi. 1962 yılında bir daha dönmemek üzere İstanbul'a yerleşti.
Yıldırım Önal (1931 - 10 Ekim 1982), tiyatro ve sinema oyuncusu, yönetmen.Sonraki yıllarda zaman zaman özel tiyatrolarda da çalıştı.Arena Tiyatrosu'nda oynadığı George Bernard Shaw'dan Sezar ve Kleopatra (1963) oyunuyla İlhan İskender Armağanı'nı kazandı.1970'lerin ortalarında bir kez daha Devlet Tiyatroları'na döndü.1977'de TRT'ye seslendirme yönetmeni oldu.
1970'lerde tiyatrodan koparak kendini sinema ve televizyon çalışmalarına verdi.Önal, bir turne için gittiği İzmir'de beyin kanamsından öldü.
1973 yılında “dinmeyen sızı” filmindeki rolüyle ‘en iyi yardımcı erkek oyuncu’ seçilerek altın portakal ödülü’nü alan tiyatro ve sinema sanatçısı yıldırım önal, yaşamının son yıllarında girdiği ekonomik sıkıntı nedeniyle, ödülünü bir rehinciye bırakmak zorunda kalmış ve ödülünü geri alamamıştı. yıllar sonra rehincinin oğlu tarafından antalya kültür sanat vakfı’na teslim edilen ödül, 1999 yılından itibaren yıldırım önal anı ödülü olarak her bir yıl oyuncuya emanet edilmektedir.
martılar çığlık çığlığa her akşam
bir büyük rüzgar dağıtır şarkılarımı
içim boş gemiler boş nereye baksam
ölüm gibi susar yalnızlar rıhtımı
Döviz kaçakçısı ve bar sahibi Ali'ye (Turgut Özatay) metreslik yapan konsomatris Güner'le (Çolpan İlhan) kaptan Rıdvan'ın (Sadri Alışık) aşk ve macera öyküsünün anlatıldığı filmin bazı sahnelerinin çekimleri İzmir'de yapılmıştır.
"Yalnızlar Rıhtımı" gösterime girdiği günlerde çeşitli tartışmalara yol açtı. Bazı sinema eleştirmenleri tarafından övülürken, bazıları tarafından da insafsızca eleştirildi. Filmin senaryosunun Marcel Carne'nin yönettiği Jean Gabin'li Sisler Rıhtımı (Le Quai des Brûmes) (1938) adlı filminin etkisiyle kaleme alındığı ileri sürüldü. Bu filmin senaristi de Attilâ İlhan gibi bir şair olan Jacques Prévert'di. "Yalnızlar Rıhtımı" da Sisler Rıhtımı gibi Şiirsel Gerçekçilik akımına daha yakın duruyordu. O günlerde senaryoyu yazan şair Attilâ İlhan gazetelerde bu eleştirilere yanıt vermişti.
Ö. Lütfi Akad bu filmi yaptığı tarihte tam 10 yıldır sinemadaydı ve 1949'dan beri 20 filme imza atmıştı. Sahne düzenlemesi, kamera çalışması, hikâye anlatımı açısından Lütfi Akad'ın o zamana kadar yaptığı filmlerin bir toplamı sayılabilecek ustaca bir üslup taşımasına rağmen film beklenen ilgiyi görmedi, hatta Nijat Özön'e göre "ucube bir film ortaya çıktı".Bunda Attilâ İlhan'ın şiirsel senaryosu ile Akad'ın anlatım tarzının uyuşmamasının da etkisi vardır.
Filmde Çolpan İlhan'ın buğulu bir sesle söylediği, filmle aynı adı taşıyan romantik şarkı filmin unutulmazları arasındadır ve hemen 1946 tarihli film noir Gilda'daki Rita Hayworth'ı akla getirir. Tango müziği tarzındaki bu parçayı Necdet Koyutürk bu film için bestelemişti.
Daha önce 2 filmde daha beraber oynayan Sadri Alışık ve Çolpan İlhan bu filmden sonra birbirlerine aşık olup evlendiler ve Sadri Alışık'ın 1995 tarihindeki ölümüne kadar evli kaldılar.
http://tr.wikipedia.org
(Kavanagh'ın Dublin Pembroke Road yakınlarındaki kanal boyunda, sağlığında sık sık gelip oturduğu banktaki heykeli.)
PAUL
It's 1942, right? And he's caught in Leningrad
during the siege. I'm talking about one of the
worst moments in human history. Five hundred
thousand people died in that one place, and
there's Bakhtin, holed up in an apartment,
expecting to be killed any day. He has plenty
of tobacco, but no paper to roll it in. So he
takes the pages of a manuscript he's been
working on for ten years and tears them up to
roll his cigarettes.
RASHID
(Incredulous)
His only copy?
PAUL
His only copy.
(Pause)
I mean, if you think you're going to die,
what's more important, a good book or a good
smoke? And so he huffed and he puffed, and
little by little he smoked his book.