6 Ocak 2010 Çarşamba

YILDIZ OTELİ, ÖDEMİŞ


Belgesel çekimleri için Anadolu'yu, Balkanlar'ı dolaşan TRT yapımcısı Sevinç Yeşiltaş, seyahatleri sırasında ömrünü otel odalarında geçirenlerle karşılaştı, tanıştı. Çeşitli nedenlerle ev yerine otellerde yaşamayı tercih edenlerden etkilendi. Öykülerinden bir belgesel çekmeye karar verdi. Türkiye'nin dört bir yanında, otellerde yaşayan 20 kişiyle görüşüp, söyleşiler yaptı.

Kahramanlarından üçü Ödemiş'teki Yıldız Oteli'nin müşterileri. Kemancı Öngel Akı 21, tespihçi İbrahim Tosun 20, baloncu Rıza Bolat ise 18 yıldır otellerde yaşıyor. "Otel Odaları" iki ay içinde tamamlanıp, üç bölüm olarak TRT2'de yayınlanacak.

Dört sene kadar önce, bir belgesel çekimi sırasında, İzmir'in Ödemiş ilçesinde bir otelde gecelemiş Sevinç Yeşiltaş. Otel girişinde sallanan eski zaman kırmızısı tabelada "Yıldız Oteli" yazıyormuş. Daha görür görmez vurulmuş bu geçmiş zaman oteline. Gece boyunca derin düşüncelere dalmış. Terliklerini ahşap zeminde sürüyerek gidip gelenlerin ayak seslerini dinlemiş. Ve gün ağarana kadar Necip Fazıl'ın, artık ezbere bildiği "Otel Odaları" şiirini tekrarlayıp durmuş içinden. Savrulan yağmuru, rüzgarı dinlerken kararını kesinleştirmiş: "Bir gün mutlaka, otel odalarındaki hikayeleri filmleştireceğim."

İstanbul'a dönünce eşine dostuna, Yıldız Oteli'nde geçirdiği geceyi anlatıp durmuş, mutlaka bir belgesel yapmak istediğini anlatmış. Aradan iki yıl geçmiş. 2006 Kasım'ında bir arkadaşı aramış. "Buldum" diye heyecanla bağırıyormuş, "tam senin aradığın tipte bir adam var. Ve üstelik, senin o en çok sevdiğin Yıldız Oteli'nde yaşıyor yıllardır..."

Sevinç Hanım, otelin numarasını alıp telefonun tuşlarına basmış. Sevinç Hanım, projesini anlatmış resepsiyon görevlisi zannettiği kişiye. Aldığı cevap üzerine yüreğine su serpilmiş: "Adım, İmdat Mürselin Ballı. Buranın işletmecisiyim hanımefendi. Önder Bey, seve seve kabul eder bu belgesele girmeyi. Buyurun, gelin. Başımızın üstünde yeriniz var..." Genç yönetmen, belgesel projesini TRT yönetimine sunmuş, onay almış. Aralık ayının ortasında Ödemiş'te, Yıldız Oteli'nin lobisinde başlamış hayali gerçek olmaya.

ŞEFKAT ŞEHRİME UĞRAMADI

Önder (Öngel Akı) Bey, 67 yaşında. Üç yaşındayken hem annesini hem de babasını kaybedip iki kardeşiyle birlikte ortada kalıyor. Ödemiş'in köylerindeki teyzeleri sahip çıkıyor onlara. Altı yaşındayken, müzisyen eniştesinden keman çalmayı öğreniyor. Yedi yaşında düğünlerde keman çalarak kardeşlerinin ekmeğini çıkarıyor, yanına sığındığı ailenin bütçesine katkıda bulunuyor. Bu yüzden ilkokul üçüncü sınıfta eğitim hayatı bitiyor.

Yönetmen Sevinç Yeşiltaş, "Çocukluğunuzda şefkat gördünüz mü" sorusu üzerine gün görmüş müzisyen o yılları şöyle anlatıyor:

"Nerede şefkat be evladım. Hiç tanımadım, hiç hissetmedim o dediğinizi. Mesela çocuktum. Bayram kime gelir en çok? Çocuklara tabii ki. Ama eniştem, bayram günleri cezaevlerinde çalgı çalar, beni de yanında götürürdü. Sabahtan akşama kadar çalar dururdum ayakta. Üstelik, işten geldiğim zaman teyzem, tepemden tırnağıma kadar arardı beni. Saçlarımın arasına bile bakardı para var mı diye. Seyircilerin verdiği bahşişleri kuruşuna kadar toplardı. Bana bayramlarda bile para vermezdi."

Önder Bey, Yıldız Oteli'ne ilk kez 1968'de geliyor. Sonraki yıllarda, kasabanın merkezindeki düğünlerde çalmak için Ödemiş'e uğradığında, eğer parası varsa Yıldız'da kalıyor. Son 22 yıldır da oteli mesken tutuyor. Peki evi barkı olmuyor, çoluğa çocuğa karışmıyor mu bu yıllar içinde? Oluyor, karışıyor ama işte kader bir türlü istediği sıcaklıkta bir yuva kuramıyor. Sevdiği kız, evlendikten sonra teyzesinden de beter bir ceberruta dönüşüyor. "Hep elime baktı benim, hiç gözüme bakmadı" dediği bir ilişki. Üç çocukları oluyor. 1985'te karısı onu evden atıyor. O tarihte Yıldız Oteli'ne yerleşiyor. Ama evine ve çocuklarına bakmayı sürdürüyor. Bütün olup bitenlere rağmen, eşinden başka hiçbir kadına aşık olmuyor. Ama onu seven çok oluyor: "Müzisyen olduğumdan hep vitrindeydim. Çok kadın bana vuruldu. Mesela solistimiz Semra Atalay vardı. Ben onun arkasında keman çalardım. Üstüme çok düştü. Ben, hayır dedim. Çok güzel bir kadındı. Erkekler onun etrafında pervane olurdu. Ama o bana aşıktı. Semra bana bir gün, 'sen enayinin tekisin' bile dedi. Fakat ne yapayım, çektiğim bunca çileye rağmen, başka hiçbir kadını sevemedim, dokunamadım kimselere..."

KADER ORTAKLARI

Peki nasıl bir şeydir insanın ömrünü otel odalarında geçirmesi. Sabah erkenden kalkarmış, otelin küçük mutfağında hazırladığı kahvaltısını yapar, Çalgıcılar Kahvesi'nde oturup iş beklermiş. Yıldız'da, onun gibi iki kişi daha var. Tespihçilik yaparak hayatını kazanan Halil İbrahim Tosun, balonculukla geçinen Ali Rıza Bolat. Halil İbrahim Bey, 20 yıldır, Ali Rıza Bey ise 18 yıldır otellerde yaşıyor. Hem kalanlarla hem de konup göçenlerle aralarında akrabalık ilişkisine benzer bir bağ oluşurmuş. Hastalanınca birbirlerine sıcak çorba yapar, parasız, ilaçsız, çaresiz kalınca sırt sırta verip zorlukları aşarlarmış.

Fakat, Önder Bey çok zor günler de geçirmiş burada. Sekiz sene önce çok fena hastalanmış. Tespihçiyle baloncu da başka ilçelerdeymiş o sırada. Kimse yok otelde. Tam 40 gün yatmış. Elinde avucunda ne varsa harcamış. Beş kuruşsuz ve ilaçsız kalmış. Burada, yalnız başına öleceğinden korkmuş. Tavana bakıp durmuş günlerce ve Necip Fazıl'ın şiirini düşünmüş. "Kulak verin ki, zaman, tahtayı kemiriyor, / Tavan aralarında, tavan aralarında" diye devam eden mısralar gelmiş aklına. 40'ıncı gün biri uğramış otele. İyi bir fiyata satmış kemanını o yolcuya ve gidip ilaçlarını almış. O parayla bir ay geçinmiş, yeni bir keman alıp kaldığı yerden hayatına devam etmiş.

Hayatını otelde geçirenler arasında son nefesini burada veren olup olmadığı sorulunca derin bir ah çekiyor Önder Bey: "Ölenler oldu tabii. Ama haber aldığımda çıkmadım odamdan. Görmek istemedim ölülerini. Cenazelerine de gitmedim. Zaten tören mören yapılmıyor. Belediye gelip alıyor cenazeyi. Kapıdan arabaya koyuyor ve götürüp Garipler Mezarlığı'na gömüyor. O mezarlığın da nerede olduğunu bilmem..." Tıpkı "Otel Odaları"nın son dizeleri gibi: "Ağlayın, áşinasız, sessiz, can verenlere, / Otel odalarında, otel odalarında!..."

Necip Fazıl Otel Odaları'nı burada yazdı

Oteli yapan mimar intihar etti

Devrinin büyük tüccarlarından Hacı Hüseyin Efendi, Ege'de nam salmış bir mimarı bulup bir otel projesi hazırlamasını istiyor. Mimar, İzmirli Yahudi bir aileden gelen Mario Efendi. Sanayi-i Nefise Mektebi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi) mezunu. Yunanlılar, İzmir'i işgal ettiğinde tepki gösterip, İspanya'ya göçüyor. Kurtuluş Savaşı sonrasında tekrar İzmir'e dönüyor. Aksekili Hacı Hüseyin'le tanışıyor, Yıldız Oteli projesini üstleniyor. Aynı yıllarda ilçede, Merkez Oteli ve THK'nin binalarını da inşa ediyor. Yıldız Oteli, 1927'de hizmete giriyor. Necip Fazıl Kısakürek, İş Bankası'nda müfettişlik yaptığı yıllarda, Ödemiş'e de defalarca geliyor. Kasabaya her geldiğinde bu otelde kalıyor. "Otel Odaları" başlıklı şiirin ilham kaynağının da Yıldız Oteli olduğu söyleniyor. Otel, neo-klasik mimarinin Ege'deki ilk örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Dört kez el değiştiren otelin binası, ÇEKÜL Vakfı, Tarihi Kentler Birliği ve Ödemiş Belediyesi'nce restore ettirilecek. Mario Efendi'nin ömrü yaptığı eserden kısa sürmüş. Varlık Vergisi'nin çıktığı 1942'de, çok sayıda yakın arkadaşı Aşkale'deki taşocaklarına sürülünce, yüzyıllardır bu topraklarda huzur içinde yaşayan Yahudilerin rüyasının bittiğini düşünmüş. 1943'te kafasına bir kurşun sıkarak intihar etmiş.

HÜRRİYET, 5 Mayıs 2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder